Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
Altın
Bölüm III: Acı ve ölümle biten yolculuk...Altına hücum...

Dünya tarihinde "Altına Hücum" olarak anılan ilk hareket, 1849 yılında California'da Sierra Nevada'nın dağlarında yaşandı.Dünyanın dört bir yanından gelen altın avcıları, kaderlerini değiştirecekleri inancıyla kayıklarla, trenlerle, yürüyerek bölgeye akın ettiler. Çoğu 1849'da yola koyuldu. Her şeyi göze alarak çıkılan ve bir yıl süren çetin yolculuklardan sonra, altın tarlalarının zalim gerçeğiyle karşılaştılar. Gelecekleri ufuktaydı. Ancak, çoğu için umuda yolculuk hüsranla sonuçlanmıştı.

Yalnızlık, ev özlemi, fiziksel tehlikeler, ölüm, iç içe yaşadıkları günlük kavramlar ve olaylardı. Bu çıkmazdan kurtulmak için, kendilerini kumara ya da içkinin kollarına bırakmışlardı.
Altını bulmak zengin olmak anlamına gelmiyordu. 1848'de 800 nüfuslu küçük bir kasaba olan San Francisco, 5 yıl içinde 50.000 kişinin barındığı bir kente dönüştü. Ayrıca, her yıl madenlerde çalışmak için on binler buraya akın ediyordu. Yiyeceğe, barınmaya ve giysiye ihtiyaçları vardı. Ellerindeki altınları bunlara harcıyorlardı. Hatta Levi Strauss, işçilerin daha sağlam pantolonlara ihtiyaç duyduklarını kavramış ve sağlam dikişli "blue-jean"'leri altın işçilerine satarak Levi's efsanesini başlatmıştı.

San Francisco'lu tüccar Sam Brennan da bu ticari fırsatı değerlendirdi. Bir gün bile altın aramaya tenezzül etmeden, California'nın en zengin adamı unvanını kazandı. Altına hücumun başlayacağını duyduğu zaman, bölgedeki bütün kazma, kürek ve elekleri satın almıştı. İlk altın avcıları bölgeye geldiklerinde 20 sente satılan gereçleri, Brennan, üzerine yüzde 750'lik bir kâr oranı koyarak satmıştı.

Altını çıkarmak da bir şey ifade etmiyordu. Bu altını sağ salim bir şekilde geri götürmek çok zordu. Çünkü her yer haydut kaynıyordu. Çinliler bu tehlikeye karşı dahiyane bir yöntem geliştirmişlerdi. Buldukları altını önce eritiyorlar ve yanlarında getirdikleri çanak, çömlek ve kızartma tavalarına boşaltıyorlardı. Evlerine dönmek için gemilerine bindiklerinde, hepsinin islenmiş araç ve gereçleri dikkat çekiyordu

Pek çok altın avcısı evine dönmeyi başaramadı. Kimi yorgunluktan, kimiyse kötü beslenme ya da hastalıktan öldü. Hayal kırıklığı hepsinin benliğini sarmıştı; bu onları suç işlemeye de sürüklemişti. Meydanda asılan adamların sayısı bir hayli fazlaydı.

Karun Hazinesi'nden çıkan pinçon, çiçek şekilli takıların yapılmasında kullanılan bir kuyumculuk aletiydi.
California, altına hücumu en yoğun şekilde yaşayan ilk yerdi. Ancak bunu izleyen 50 yıl içinde diğerleri de yaşandı. Altın tutkusu, 1850'li yıllarda Avustralya'da bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Ancak bu hücum, ülke tarihinde önemli bir dönemin başlangıcı, modern sanayinin kuruluşunun temeli sayılıyor.

En büyük ve ünlü altın külçeleri, Victoria eyaletinde çıkarıldı. Alüvyonlu altın, 1851 yılında bölge halkından bir demirci tarafından bulundu, Ballarat ve Bendigo gibi büyük altın tarlalarının kuruluşuna öncülük etti. Altın avcıları zenginliğin kokusunu almışlardı. Avustralya'da saatin ters yönünde iz sürmeye başladılar.

II. Catherina'nin tütün tabakası "Hermitage" Müzesi'nde bulunuyor.
Altın arayıcıları için Avustralya'daki hayat da toz pembe değildi. Saatler süren yorucu çalışmalar ve hayal kırıklığı... Aslında, buradaki koşullar cehennem çukuru olarak adlandırılan California'ya göre daha iyiydi.

Afrika, 19. yüzyılda başlayan altına hücumdan önce, iyi bir kaynak olarak kabul ediliyordu. Afrika'nın bugüne kadar altın yönünden en zengin bölgesi, 1886 yılında George Walker adındaki çiftçi tarafından bulundu. Tarlada bir kayaya, kazmasıyla tesadüfen vurmuş ve yine şans eseri kayanın altın içerdiğini fark etmişti. Witwatersrand bölgesi, Güney Afrika'da üretilen toplam altının yüzde 98'ini karşıladı.
California ve Avustralya'da yürütülen çalışmalardan farklı olarak, Rand diye adlandırılan bölgedeki altın arama çalışmalarında, sadece el aletleri kullanılarak altın çıkarmanın imkansızlığı anlaşıldı. Bunun yanı sıra yeraltı madenciliği ve altın yönünden zengin kayalara ulaşabilmek üzere teknolojik ekipmanlar gelişti. Rand bölgesi, dünyanın en önemli altın hacmine sahip ve günümüzde, her yıl ortalama 500 ton altın üretiliyor.

M.Ö. 2500 yılına ait Mısır duvar resminde, altını döverek varak yapan kuyumcular görülüyor.
1898 yılında, Kanada'da Thron Duik Nehri'nde altın bulunduğu söylentisi ortaya atılmıştı. Bu altın avcıları için yeni bir serüven demekti. Zengin olma hayaliyle yanıp tutuşan binlerce kişi, keskin kayalıkları, buzul şelalelerini ve sıfırın altında 10 dereceye düşen hava sıcaklığını hiçe sayarak nehre yöneldi. Hemen hemen çoğunun çabası ölümle sonuçlandı.

Bonanza Irmağı'nda, Klondike'taki altın, Robert Henderson ve George Carmack tarafından bulundu. Bölgenin konumu nedeniyle, altının sadece bir kısmına ulaşılabilmişti. Bundan bir yıl sonra altın haberi yayılmıştı.
California'da olduğu gibi Klondike'ta da altına hücum, birçok yatırımcıyı zengin etti. Bir tüccar, Belinda Mulroney, plastik botlar, pamuklu ürünler ve sıcak su ısıtıcılarını yüzde 600 kârla satarak zenginliğine zenginlik kattı. Yine bölgede 300 kişiden oluşan bir gangster ordusu kuran Soapy Smith, altın arayıcılarına kan kusturmuştu. Klondike, korku veren öyküleriyle ün kazanmakla birlikte, tarihteki son altına hücum örneği olması açısından önemli.

Her parıldayan şey altın değildir...
Bir mineral piritine bakıldığında, şu eski atasözünü hatırlamakta yarar var: "Her parıldayan şey altın değildir..." Çünkü, soluk, kirli sarı rengi ve parlayan görünümüyle kimi zaman altına çok benziyor. Bu nedenle mineral piritine takma bir ad bile takılmış: "aptal altını"... Pirit, altın gibi kuvars damarlarında ve kayalarda bulunuyor. Çıplak gözle bakıldığında aynı altını andırıyor. Ancak, altın daha yoğun ve yumuşak. Buna karşılık, pirit kristalleri çok çabuk kırılıyor.
















Kuyumculuğun doğuşu
Değerli madenler ve taşlar, insanlık tarihi boyunca kimi zaman güzellik, kimi zaman zenginliğin ve asaletin simgesi olarak işlendi, kullanıldı. Takının tarihi, günümüzden 30.000 yıl önceye, Üst Paleolitik Çağ'a kadar uzanıyor. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun, Mezopotamya'da, Mısır'da ve Anadolu'da, M.Ö. 4. binyılın sonlarına doğru başladığını belirtiyorlar.
Antik takıların karmaşık kompozisyonları, ayrıntılı ve özenli işçilikleri incelendiğinde, akla hemen bunların hangi aletlerle, hangi üstün teknik bilgiyle yapıldığı sorusu geliyor. İnsanın yaratıcı gücünün bir uzantısı olan bu teknik gelişimler, aynı zamanda insanın çevresindeki malzeme ile savaşımının da bir göstergesi.
Kültürün en eski çağlarından itibaren teknik ve insan iç içe... Plastik deformasyonu çok yüksek olan altının bu özelliği, İlk Tunç Çağı'nda biliniyordu. Eski çağların ustaları, saf altını döverek zar gibi inceltebiliyorlardı. Varak ve varak kaplama denilen bu teknik Mısırlılar, Çinliler, Yunanlılar tarafından kullanılmıştı. İslam sanatında altın ve gümüş varaklar, ahşap ve metal eşyanın yanı sıra minyatürlerin renklendirilmesinde, baskı motiflerinde ve elyazmalarında geniş ölçüde kullanılmıştı. Kuyumculuk tarihinin başlangıcı gibi kabul edilebilecek varakçılık sanatı, 19. yüzyıl sonlarında savaş döneminin ekonomik sıkıntıları ve değişen sosyo-kültürel koşullarda hızla geriledi ve unutuldu. Kuyumculuğun tarihi, doğal olarak sayısız tekniklerle dolu. Günümüz kuyumculuğunda seri ve standart üretim için kullanılan santrifüj (merkezkaç) veya vakum gibi döküm tekniklerinin temeli olan kaybolan mum tekniği, delikli süslemeler yapmak için kullanılan ajur, kazıma tekniği, taneleme anlamına gelen granülasyon ya da Türk kuyumculuğundaki karşılığıyla güherse, tombaklama ve mine tekniği bunların belli başlıları...
Uşak/Lydia hazinesi ya da popüler adı ile "Karun Hazinesi" Anadolu'da kuyumculuk ve kullanılan aletlerle ilgili önemli bilgiler sunuyor. Bu hazine içinde yer alan iki tane bronz üfleme borusu ile takı ve heykelcilik üretiminde kullanılan 30 parça bronz kalıptan oluşan kuyumcu aletleri özel bir öneme sahip. Bronz üfleme boruları metalin ergitilmesi sırasında körük uçlarına takılıyordu. Bulunan kalıpların bir bölümü stampa pinçonlarıydı. Bir bölümü de kalıp üzerine konulan ince soy metal levhaların, çekiçlenerek kalıbın formunu alması için kullanılan dövme kalıplarıydı.

Kuyumculuğun Doğuşu - Goldaş Kültür Yayınları

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar