Yeni Mesaj Yaz | En Başa Git | Başlığa Git | Arama |
Önceki Mesaj | Sonraki Mesaj |
| EVRENİN VARLIĞI VE OLUŞUMU Bölüm 3 |
| Mehmet Akyol (06-03-06 11:28) |
GALAKSİ GURUBU Galaksi gurubu, kuasarlar, galaksiler, büyük bulutsular ve büyük yıldız kümelerinden oluşurlar. Bağımsız olan küçük bulutsular ve küçük yıldız kümeleri, galaksi gurubuna dahil olmayan ayrı unsurlardır. Görünmeyen orta gurup devasa girdaplar, galaksi oluşumunun ilk evresidirler. Kuasarlar da, galaksi oluşumunun ikinci evresidirler. Küçük galaksiler, galaksi oluşumunun ve şekillenişinin kuasardan sonraki aşamasıdırlar. Gelişmiş büyük galaksiler de, galaksi oluşumunun son aşamasıdırlar. Ayrıca, büyük bulutsular da, oluşumunu tamamlayamayıp dağılan galaksilerdir. Büyük yıldız kümeleri de, oluşumlarını tamamlayamayıp dağılan galaksiler olup, önce bulutsuya, sonra da yıldızlara dönüşmüş olan galaksi oluşumlarından arta kalan bulutsulardır. Büyük ve sıkışık olup tamamı parıldayan yıldız kümeleri de, tamamen yıldızlara dönüşüp, sonra da gezegene dönüşüp ömürlerini tamamlayan büyük bulutsulardan dönüşen yıldız kümeleridirler. Bunların olduğu alanda büyük bir girdap oluşup bütün yıldız ve gezegenleri toplayıp yeniden dönüştürme yolunda olup, yeni bir kuasara dönüşmek üzere olan yeni galaksi oluşumu şekliyle yenilenerek evrendeki yerini alır. Bu nedenle, bu girdaba kapılan bütün nesneler birbirlerine büyük bir baskı sonucu yaklaştıkları için, ısınıp kor hale gelip ışıl, ışıl parlarlar. Bunlar, daha da sıkıştıkça eriyip buharlaşarak atomlara ayrışırlar. Hatta ileri aşamada oluşan yüksek ısı nedeniyle buharlaşarak, gaz bulutuna dönüşüp kuasara dönüşmüş olan oluşumun etrafına yayılırlar. Bütün bu oluşumlar galaksi ailesine dahil olan oluşumlardır. Galaksileri oluşturan gurup, aşağıdaki gibi adlandırılıp, sınıflandırabilir. 1. KUASARLAR 2. GALAKSİLER 3. BÜYÜK BULUTSULAR 4. BÜYÜK YILDIZ KÜMELERİ a) Kuasarlar: Kuasarlar, galaksi girdabının oluşup, içine çektiği birincil atomların merkezde sıkışıp, ısınarak, yoğunlaştıktan belli bir süre sonra, top yekun bir şekilde parçalanmalarıyla açığa çıkan yüksek ısı ve ışık sonucu görünür hale gelirler. Görünür hale gelip kuasara dönüşen girdaplar, galaksi oluşumlarının ikinci evresidirler. Yani kuasarlar, galaksi girdabının görünür hale gelen ikinci evresi olan devasa boyuttaki girdaplarıdırlar. Her galaksinin merkezinde kuasara dönüşmüş ve sürekli hidrojen atomu üreten bir kuasar vardır. Kuasarlar olmasa, galaksiler, yıldızlar, dolaysıyla gezegenler ve de yaşam oluşmazdı. Kuasarların ürettiği hidrojen atomları gaz bulutu şeklinde etrafa yayılırlar ve o gaz buutu içinde de, üst gurup girdaplar oluşarak gaz bulutunu yıldızlara dönüştürüp galaksinin şekillenmesini sağlarlar. Böylece, galaksiler oluşup büyümeye başlarlar. b) Galaksiler: Galaksiler, devasa büyüklükteki girdaplarla oluşurlar ve bu girdaplar birincil atomların itme ve çekme kuvvetinin yarattığı etkiyle oluşarak, uzun süre içlerine çektikleri birincil atomların merkezde ısınıp parçalanmalarıyla görünür hale gelip kuasara dönüşerek devinirler. Daha sonra merkezde sürekli parçalanan birincil atomların parçacıklarıyla beslenen diğer atomlar, gaz bulutu şeklinde etrafa yayılırlar ve o gaz bulutlarının içinde de, bir çok üst gurup girdap oluşarak gaz bulutunu kısım, kısım toplayıp yoğunlaştırarak yıldızlara dönüştürürler. Sürekli etraflarında yeni yıldızlar oluşan kuasarlar, giderek daha çok gelişip büyüyerek, zamanla devasa boyuttaki galaksilere dönüşürler. Galaksilerde oluşan yıldızlar, zamanla enerji kaybederek soğuyup kabuk bağlayarak gezegenlere dönüşürler. Bir yandan yıldızlar soğuyup gezegenlere dönüşürlerken diğer yandan da sürekli yeni yıldızlar oluşmaya devam eder. Böylece, galaksi giderek eleman sayısını arttırır ve zamanla devasa boyutlara ulaşır. Bir galaksi, trilyonlarca yıl içinde yüz milyarlarca hatta trilyonlarca yıldız ve gezegen sayısına ulaşıp devasa bir görünüme bürünür. Daha sonra ömrünü tamamlayan galaksilerin merkezindeki girdap giderek dönme ivmesini yitirir ve böylece galaksinin giderek şekli bozulur. Sonrasında ise, galaksi büyük bir patlama ile veya sessizce dağılarak, büyük bir gaz bulutu şekline bürünür ve evrendeki yerini alır. c) Büyük bulutsular: Büyük bulutsular da oluşumunu tamamlayamayıp dağılan galaksilerdir. Ayrıca, oluşumunu tamamlayıp, yaşlanarak ömrünü tamamlayan galaksilerin de zamanla merkezlerindeki girdabın hızı düşüp durur ve böylece galaksi dağılarak veya patlayarak gaz bulutuna dönüşür. Evrende oluşumunu tamamlayamayan veya ömrünü tamamlayıp yaşlanıp dağılan bütün galaksiler önce gaz bulutsusuna, sonra da büyük ve devasa yıldız kümelerine dönüşürler. Yıldız kümelerine dönüşen gaz bulutsuları da zamanla tamamen gezegenlere dönüşerek ömürlerini tamamlarlar. Daha sonra orada oluşan büyük bir girdaba kapılarak değişime ve dönüşüme uğrayıp, önce büyük bir kuasara, sonra da yeni bir galaksiye dönüşüp evrendeki yerlerini alırlar. Bu işlem, ebediyen böyle devam edip durur. d) Büyük yıldız kümeleri: Büyük yıldız kümeleri de, oluşumunu tamamlayamayıp dağılan veya oluşumunu tamamlayarak yaşlanıp, merkezlerindeki girdap durduğunda büyük bir patlama ile dağılarak, gaz bulutuna dönüşen galaksi artıklarının zamanla tamamen yıldız ve gezegenlere dönüşmüş halleridirler. Bu gaz bulutsuları zamanla tamamen yıldız ve gezegenlere dönüşerek, ömürlerini tüketip atıl hale gelirler. Daha sonra, orada oluşan devasa bir girdapla toplanareak, yeniden gaz bulutuna dönüştürülüp, yeni bir oluşum şekli ile yeni bir kuasar ve akabinde de yeni bir galaksiye dönüştürülürler. Bu şekilde evrendeki her şey, sürekli oluşum ve dönüşüm yasası çerçevesinde oluşup ömrünü tüketerek, yeni bir oluşuma dönüştürülür. Böylece, evrendeki hiçbir şey zayi edilmez. Madde alemi bu nedenle hep dinamik kalır ve hep varlığını sürdürür. YILDIZ GURUBU Yıldız gurupları yıldızlardan, gezegenlerden, uydulardan, göktaşları ve meteorlardan oluşurlar. Yıldız gurubunu oluşturan ve yuvarlak olan nesnelerin her biri bir girdapla oluşup, şekillenmiştir. Oluşan bu nesneler, önce yıldızlara, akabinde de gezegenlere dönüşerek galaksi oluşumundaki yerlerini alırlar. Şekilsiz göktaşları ve meteorlar da, parçalanan yıldız, gezegen ve uydu arttıklarıdırlar veya yıldızlardaki patlamalar sonucu uzaya dağılmış olan madde parçalarıdırlar. Yıldız gurubunu oluşturan nesneler, galaksi merkezindeki girdabın üretip etrafa yaydığı hidrojen atomlarının oluşturduğu gaz bulutunun içinde üst gurup girdaplar oluşarak, gaz bulutunu kısım kısım toplayarak, sıkıştırıp, yoğunlaştırarak, yıldızlara dönüştürmeleriyle oluşurlar. Yıldızlar, ilk oluştuklarında hacimce çok büyüktürler. Daha sonra gerek sıkışıp yoğunlaşmalarıyla ve gerekse zaman içinde enerjilerinin büyük bölümünü tüketerek küçülürler ve belli bir aşamadan sonra da soğuyarak kabuk bağladıklarında da gezegenlere dönüşürler. Yıldızlar da, atomlar gibi çok değişik çap ve boyutlara sahip olan oluşumlardır. Büyük yıldızlar, çok enerji ve ısı vererek uzun süre faaliyette bulunup öyle soğurlar. Küçük yıldızlar da, gaz bulutu şeklindeyken için için yanıp enerji tüketerek, güneş gibi parlamadan soğuyup gezegenlere dönüşürler. Yıldız sistemleri ve gurupları neyse, atom sistemleri ve gurupları da aynıdırlar. Bunlar her yönleriyle benzer olup, birbirlerinin örneği ve kopyalarıdırlar. Birini anlamak isteyen diğerini iyi inceleyip tanımalıdır. Atom gurubunda nasıl temel nesneler ve ayrıca parçacıklar varsa, yıldız gurubunda da temel nesneler olan yıldız, gezegen ve uydularla meteor ve göktaşları vardır. Bu yönleriyle de benzerdirler. Yıldız gurubunu kısaca şu şekilde sınıflandırabiliriz. 1. YILDIZLAR. 2. GEZEGENLER 3. GÖK TAŞLARI 4. METEORLAR a) Yıldızlar: Yıldızlar, galaksi girdabının ürettiği madde altı gaz bulutunun içinde oluşan üst gurup girdaplarla oluşup şekillenen, ısı ve ışık veren çeşitli çap ve boyuttaki oluşumlardır. Yıldızlar oluştuktan sonra, zamanla büyük miktarda enerji kaybedip, büzüşüp ve yoğunlaştıkça, hacimce bayağı küçülerek, soğuyup, kabuk bağlayarak gezegenlere ve uydulara dönüşürler. b) Gezegenler: Gezegenler, galaksi merkezinin ürettiği gaz bulutunun üst gurup girdaplarla toplanıp yıldızlara dönüştürülmesiyle ve daha sonra da bunların enerjilerini büyük oranda tüketip soğuyarak, kabuk bağlamalarıyla oluşan, ısı ve ışık vermeyen çeşitli çap ve boyuttaki oluşumlardır. Oluşmuş olan orta ölçekteki ve orta ölçeğin üzerinde olan gezegenlerin genelinde, yaşam şartları oluşur. Ancak, gezegenler birer yıldıza uydu olmuşlarsa, yıldızın enerjisiyle gezegen yüzeyi beslenerek suyun donmaması sağlanır ve böylece yaşam oluşup gelişir. Soğuk ortamlarda bulunan tek gezegenlerde de şartlar uygunsa yaşam en alt düzeyde oluşur. Ama, gezegendeki sular buza dönüştükleri için, yaşam fazla oluşup gelişme fırsatı bulamaz.. Daha küçük gezegenler de, çabuk soğurlar ve atmosferi tutacak çekim güçleri olmadığı için, etrafındaki gazlar dağılır ve çorak gezegenlere dönüşürler. Gezegenler, büyük göktaşlarıyla çarpışıp parçalandıklarında çekirdekleri serbest kalıp hızla dönerek bir girdap oluştururlar ve böylece etrafa dağılan malzemelerini etrafta bulunan diğer malzemelerle beraber toplayıp yoğurur ve belli bir zaman içinde yeniden yıldıza dönüştürür. Böylece, evrende hiçbir şey zayi olmaz. Her şey sürekli oluşum ve dönüşüm yasasıyla yenilenerek madde alemi ebediyen varlığını sürdürür. Çekirdeği tamamen soğuyan ve parçalanan gezegenlerin parçaları meteor ve göktaşı şeklinde evrendeki yerlerini alırlar. c) Göktaşları: Göktaşlarının genel çoğunluğu küçük uydulardan oluşan ve yüzeyleri meteor yağmuruyla dövülüp şekilleri bozularak, şekilsizleştirilen nesnelerdir. Göktaşları da, gezegenler gibi meteorlarla dövülüp zamanla parçalanırlar. Diğer göktaşları da, tamamen soğuyup parçalanan gezegen ve uyduların kalıntılarından oluşurlar. Göktaşları, meteorlardan daha büyük olan nesnelerdirler. Ayrıca, yıldızların patlama ve reaksiyonları sonucunda uzaya sıçrayan toplu maddeler de göktaşlarına veya meteorlara dönüşüp uzaydaki yerlerini alırlar. Göktaşları da yeni oluşan girdaplara kapılıp, öğütülerek yeni oluşumlarla birleşip şekillenirler. Böylece, madde alemindeki hiçbir şey zayi olmaz. d) Meteorlar: Meteorlar göktaşlarından çok daha ufak olan nesnelerdir. Meteorların tamamı parçalanan yıldız, gezegen ve uyduların etrafa saçılan ufak parçalar ile yıldızlardaki patlamalardan uzaya saçılıp soğuyan madde artıklarıdırlar. Yıldız gurubunu oluşturan yıldız, gezegen ve uyduların dışındaki büyük parçalara göktaşı, küçüklerine de meteor denir. Meteorlar, küçük olduklarından dolayı gezegen ve uyduların parçalanmalarına neden olamazlar. Yüzeyle çarpıştıklarında küçük çukurlar açarlar. Ama, göktaşları yüzeyle çarpıştıklarında büyük kraterler açarlar. Meteorlar da etrafta oluşan girdaplara kapılıp yeni oluşumlara dönüşürler. ALLAH’IN VARLIĞI VE EVRENLE İLİŞİĞİ Evrenin varlığı Allah’ın varlığının ta kendisidir. Allah, varlığının üç hali ve üç benliğiyle evreni kapsayıp, kuşatıp ve doldurmaktadır. Allah’ın varlığı sınırsız ve sonsuz olduğu için, evren de onunla varolduğundan dolayı sınırsız ve sonsuzdur. Düşünce nasıl sınırsız ve sonsuzsa, Allah’ın ve evrenin varlığı da aynı şekilde sınırsız ve sonsuzdur. Allah, ezeli ve ebedi olduğu için, evren de onunla varolduğundan dolayı ezeli ve ebedidir. Allah’ın varlığının bir başlangıç zamanı ve bir sonu olmadığı için, evrenin de bir başlangıç zamanı ve bir sonu yoktur. Ancak, madde alemindeki her varlığın ve her oluşumun bir başlangıç zamanı olduğu kadar, bir sonu ve bir ömrü de vardır. Bu süre ve zaman, oluşum ve varlıkların barındırdıkları öz enerjileriyle orantılıdır. Evrendeki her şey, Allah’ın varlığıyla varolduğu için, asla yok olmaz, yok edilemez. Ancak, onun kurduğu yasa olan “sürekli oluşum ve dönüşüm yasası” ile, madde alemindeki her şey değişime ve dönüşüme uğrar veya uğratılabilir. Evrende ve madde aleminde varolan her şey, Allah’ın varlığıyla vardır ve Allah’ın varlığının üç hali ve üç benliğinin çeşitli tezahürleriyle madde alemindeki her şey vücuda gelmiştir. Bu nedenle, hiçbir şey yok olmaz veya yok edilemez. Çünkü, varolan şey varlıktır ve asla yok olmaz veya yokluğa çevrilemez. Aynı zamanda yoktan hiçbir şey varolmaz ve var edilemez. Eğer, var edilseydi o yokluk olmaz varlık olurdu. Yokluk hiçliktir ve hiçbir şeydir. Onun için, yokluktan varlık türetilemez. Allah ise, başlı başına varlıktır. Madde alemini oluşturan her nesne ve oluşum da, onun varlık enerjisinin çeşitli tezahürleridirler. Bu enerji üç evrede öbekleşerek somutlaşıp maddeye dönüşür ve zamanı geldiğinde de tekrar enerjiye dönüşerek görünmez olur. Her şey bu iki hal arasında sürekli gidip gelir ve bir oluşup bir dönüşerek madde ve enerji dengesi hep korunur. Allah ve onun varlık enerjisi ezeli ve ebedidir. Madde aleminde oluşan oluşum ve nesneler, şekil itibariyle ezeli ve ebedi değildirler. Ancak, sürekli oluşum ve dönüşümle madde alemindeki her şey, sürekli değişime ve dönüşüme uğrayıp yenilendiği için, genel itibariyle madde alemi de, top yekun haliyle ezeli ve ebedidir. Evren, madde değil, Allah’ın sınırsız ve sonsuz olan varlık enerjisiyle dolu olan sınırsız ve sonsuz bir mekandır. Madde alemi de bu enerjinin yüzde birinden daha azıyla oluşmuştur. Ki, sürekli oluşum ve dönüşümle bu madde ve enerji dengesi de hep korunmaktadır. Okyanus nasıl suyla dolu olan bir mekan ise ve suda oluşan canlılar okyanustaki suyun yüzde birini geçmiyorlarsa, evrende de durum aynıdır. Ayrıca, okyanustaki canlıların hareket ve devinmeleri sonucu birbirlerine yaklaşıp veya uzaklaşmalarıyla nasıl okyanus büyüyüp küçülmüyorsa, evrende oluşan oluşumların devinimleri esnasında birbirlerine yaklaşmaları veya birbirlerinden uzaklaşmalarıyla da evren genişleyip veya büzüşmez. Evreni kapsayan ve varlığın alt benliğini oluşturan ilksel enerji zerrecikleri, varlığın en küçük birimleri olduklarından dolayı görülemezler, parçalanamazlar, yok edilemezler, engellenemezler, durdurulamazlar, alı konulamazlar ve asla değişime uğratılıp dönüştürülemezler. Evrende ve madde aleminde bu zerrecikleri tutup durdurabilecek kadar yoğun hiçbir şey yoktur. Canlı varlıkların ruhunu oluşturan öz enerjileri, ilksel enerji zerreciklerinden oluştuğu için, her nesne, her varlık ve her oluşumdan kolayca ve etkilenmeden geçerler. Madde aleminde varolan her şey, “sürekli oluşum ve dönüşüm” yasasıyla yenilenmektedir ve bu ebediyen böyle sürüp gitmektedir. Onun için, madde alemi de, bu hali ve bu yönü ile ezeli ve ebedidir. İlksel enerji zerrecikleri dışında madde alemindeki her şey değişime ve dönüşüme uğramaktadır. Böylece, varolan her varlık oluşumunu tamamladığı andan itibaren enerji kaybederek dönüşmeye başlar. Bu durum canlı, cansız her şeyde aynıdır. Bu şekilde evrendeki her şey sürekli oluşum ve dönüşüm ilkesiyle değişime ve dönüşüme uğrayarak, varlığını ebediyen sürdürür. Allah’ın varlığının bir başlangıcı ve bir sonu olmadığı için, madde aleminin ve evrenin de bir başlangıcı ve bir sonu yoktur. Ancak, madde alemindeki her nesne ve her oluşumun bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Her şey, sürekli oluşum ve dönüşüm ilke ve yasası doğrultusunda varolup devinir ve zamanı gelince de dönüşüme uğrayarak yeni bir şekle bürünerek yenilenir. Evren, sadece madde aleminden ibaret değil, enerji ile dolu olan bir mekandır. Evreni madde olarak algılayanlar, maddenin çeşitli hal ve hareketlerinden dolayı yanılgıya düşerek evrenin genişlediği veya büzüşebileceği fikrine kapılmışlardır. Ki, bu evreni bilmemekten kaynaklanıyor. Madde alemindeki her şey, ilksel enerji zerreciklerinin sadece yüzde biriyle hatta daha azıyla oluşmuştur. Madde alemi asla evrendeki enerjinin yüzde birini geçmez. Sürekli oluşum ve dönüşümlerle bir yandan oluşumlara yeni zerrecikler katılırken, bir yandan da topluluktan ayrılan yeni zerreciklerle enerji ve madde dengesi hep korunur. Okyanus, nasıl suyla dolu olan bir mekansa ve sudan oluşan canlılar okyanustaki suyun yüzde birini geçmiyorlarsa, evrende de durum aynıdır. Aksi halde, giderek dengesizlik olur ve evrendeki madde çoğalarak düzenli olan varlığını muhafaza edemez. Allah’ın evreni kapsayıp dolduran varlığının üç benliğinin oluşturduğu şekil ve aşamaları kısaca şöyle adlandırıp özetleyebiliriz. ALLAH’IN EVRENDEKİ VARLIĞININ ÜÇ HALİ VE ÜÇ BENLİĞİ ŞUNLARDIR. 1. ALT BENLİK 2. ORTA BENLİK 3. ÜST BENLİK Allah, varlığının bu üç hali ve üç benliğiyle evreni ve evrende oluşan her şeyi kapsayıp kuşatmaktadır. Evrende oluşan her şey, ilahi sistem ve nizam doğrultusunda “sürekli oluşum ve dönüşüm” yasası ile oluşup devinerek varlığını sürdürür. Bu yasa, Allah’ın koyduğu ilahi yasa ve kural olduğundan dolayı değiştirilemez veya değişime uğratılamaz. Evrende varolan her şey, bu yasa doğrultusunda oluşup devinir ve dönüşüme doğru giderek hep yenilenir. Allah’ın varlığının üç hali ve üç benliğinin açılımlarını kısaca şöyle açıklayıp özetleyebiliriz. a) Alt benlik: Madde öncesi enerji boyutu. Allah’ın varlığının alt benliği, madde öncesi alem ve enerji boyutudur. Yani, evreni kapsayıp dolduran ilksel enerji zerrecikleri Allah’ın varlığının alt benliğini oluşturan enerji boyutudurlar. Onun için görünmez, dokunulmaz, hissedilmez veya zarar verilmezlerdir. b) Orta benlik: Madde alemi. Allah’ın varlığının orta benliği madde alemi ve görüntüler dünyasıdır. İlksel enerji zerreciklerini oluşturan alt benliğin çeşitli evrelerle öbekleşip varlık ve nesneleri oluşturmasıyla alt benlikten orta benlik tezahür etmiş olur. c) Üst benlik: Saf ışık, saf nur, kutsal ruh.. Allah’ın varlığının üst benliği ise, saf nur, saf ışık, saf arınmışlık, kutsal ruh ve ol deme kudreti özünde olan, her şeyin ve bütün güzelliklerin doruk noktasıdır. Yani alt benliği oluşturan enerji boyutunun çeşitli evrelerle orta benliğe dönüşüp, madde alemindeki varlık ve nesneleri oluşturmasından sonra oluşan hareketli yaşamın evrimini tamamlayıp insan boyutuna ulaştıktan sonra, insanların özgür akıl ve iradeleriyle arınarak ruhlarını saflaştırıp, saf enerji, saf ışık, saf nur yapmalarıyla Allah’ın varlığının üst benliği tecelli etmiş olur. Böylece; varlık, oluşum gayesinin doruğuna ulaşmış olup, sonsuz yaşam ve sonsuz güzelliklere nail olur. Evrendeki bütün oluşum ve dönüşümlerin sebebi ilahi nurun ve üst benliğin tecelli etmesi içindir. Ki, ancak insanda saf ruh, saf nur, saf ışık ve üst benlik tecelli ve tezahür eder. Onun için, insan varlığın özüdür. Bu nedenle, gelişmiş bir akla ve kullanabileceği bir iradeye sahiptir. Böylelikle her şeyi değerlendirip yanlış ve kötülüklerini özgür akıl ve iradesiyle bırakarak arınıp, ruhunun negatif yönünü pozitife çevirerek, saflaştırıp Allah’a sunarak görevini layıkıyla yerine getirip tamamlamış olur. Bu yüzden insan varlığın üst aşaması, en üstün unsuru ve Allah’ın suretidir. Çünkü, İnsanda ancak Allah’ın üst benliği tecelli eder. İnsanın Allah’ın yeryüzündeki sureti olmasının sebebi budur. İnsan onun varlığının özüdür ki onun saf nuru ve saf ışığı insanda tecelli ettiği için, insan en gelişmiş varlıktır. Kendini bilen ve bulan insan, ancak layıkıyla insan olabilir ve bu yolda hizmet edip doruğa ulaşabilir. Evren ve evrendeki oluşumlar kısaca bu şekilde açıklanıp özetlenebilir. MEHMET AKYOL
|
Bu Mesajı Cevapla ![]() |
Daha Yeni Başlıklar | Daha Eski Başlıklar |


| 






